Posts Tagged ‘ankara’
Uzun zamandır yazı yazma isteği yoktu içimde. Çünkü yazmaya başladığım ve o moda tekrar girip bitiremediğim bir yazı vardı ortada. Fakat bugün o kadar çok şey oldu ki, es geçebiliyorum onu bile..
Bilkent Sinema Topluluğu’nun oryantasyonda standında görevli olarak yer aldığım ve açıkçası eğlenceli olduğu için hafta sonu Ankara’ya gitmiştim. Ankara’da her şey güzel ve bir nevi rutin geçti açıkçası. Sorunların dönüşte yaşanabileceğini ön görmem gerekiyordu. Hiçbir şey bu kadar normal olamazdı.
Ankara’dan Denizli’ye dönüşte, her türlü bomba sorunun çıkabileceği Pamukkale Turizm ile geldim. Her türlü insanı bulmak çok mümkün olduğu için, yaşanabilecek durumlar önceden kestirilemiyor. Hepsi birbirinden farkı ayrı aksiyon. Son zamanlarda birkaç kere kullandığım için de, otobüslerde yer alan filmlerin hepsini izledim ve sıkmaya başladı. Giderken, flaş diske birkaç çevirme yapıp attıktan sonra izleyemeyince, çok sıkıcı bir yolculuk olmuştu. Dönüşte ise bu duruma hazırlıklı olarak her türlü formata çevirerek attım neredeyse :) Sonuçta otobüse bindiğimde gayet güzelce izlemeye başlamıştım. Taaa ki, Afyon’da mola verip yolcu alana dek.
Afyon’dan binen, 50-55 yaşlarındaki şahısın koridorda birkaç kere geçtikten sonra, yanıma oturacağını hissetmiştim ve öyle de oldu. Sıkıntı yaşayabileceğim konular hakkında, yaratıcılığım kısıtlıydı fakat sağ olsun amca tüm yaratıcılığını kullanarak, garip bir yolculuk yaşattı. (daha fazla…)
Açıkcası, yine yemekten devam etmek istedim. Malum, yakından bilenler bilir, yemek konusunda boğazım güzel işler, haliyle de kilo olarak yansıyor, ister istemez.. Bu dertlerden müzdarip olsam da, yemek isteğim bazı yemeklere karşı engellenemiyor.
Bilmeyenler için belirteyim, Denizli’liyim. Denizi olmamasına rağmen, nispet yapar gibi adında deniz olmasına şahsen üzülmekle birlikte, deniz olsa orası nemden yaşanmaz düşüncesiyle bu üzüntümden vazgeçiyorum. Ankara’yı sevme nedenlerimden birisi bu açıkcası. Deniz merakım olmayınca, karmaşanın yaşanmadığı rahat bir şehir beni sevindiriyor. Ankara evet büyükşehir, karmaşa yok mu diyenlere ise; bir tek akşam trafiği zor oluyor, onu da arabam olmadığı için çok sallamıyorum açıkcası.. Yine konuyu dağıttığımı farkettim. kahperengi‘de de böyle oluyor maruz görün. Kafam çok dağılıyor.
Yemekler…. Gece’nin ikisinde bile insanın canı çekiyor aslında, dayanılmaz lezzet dedikleri böyle birşey (benim gibi dayanamayanlar için bu normal bi slogan). Ama tanıtacağım şey gece bulunmuyor malesef.. Eğer güzel bir yerde yiyecekseniz (ki Denizli içinden bahsediyorum) en geç 4′ten sonra bu işin ustaları kapatıyor (Bayramyeri’nde daha çok esnaf lokantası olduğu için, öğlen gidip yemek daha güzeldir), geriye kalan yerlerde yiyorsunuz da işte şöyle böyle..
Evet sevgili konuklar, bugün size anlatacağım yöresel ziyafetimiz; (daha fazla…)
Yemek konusu bir hayli sıkıntılı bir durumdur aslında. Ne yapacağını bilememe, zaten benim gibi hafif kilolu ve göbekli bi insansan çok bi sıkıntılı olmakta..
Anti parantez, benim meşhur 4. Caddedeki büfeci amcamla, Ankara’ya döndüğümde büfeye girmek gibi bi hata yapınca, kilo muhabbetinden başladık. Tabi ben sağlıksız olduğumu düşünen birisi olarak, göbeğimin olmasından dolayı sıkıntımı dile getirmiştim. Hesap makinasını alıp, Boy / Kilo ölçülerimi alarak bi hesap yaptı, tam ne olduğunu şu an hatırlamıyorum (beni yine herzamanki gibi orada tutunca, unuttum), 2,55 mi 25,5 mu öyle birşey sonuç çıktı ve Dünya Sağlık Örgütünün ideal yayınladığı şeylere göre çok iyiymişim. Bi sevindim, bi üzüldüm. Hisler arasında karmaşa yaşadım gecenin 2′sinde.. Neyse.
Tek başıma kaldığım için, çok fazla yemek konusunda düşüncelere dalamıyorum, çünkü kim o yemeği yapacakta, ortalığı toparlayacakta, bulaşık yıkayacakta vs. vs. diye geçen süreçler içerisinde kendimi bulunca, yemeksepeti’nden sipariş veriyorum. Genellikle.
Bugün öğlen kalkınca akşam için yemek yapmaya karar verdim, tavuk kanat filan aldım (patatesleri hep unutuyorum, bu yüzden patatessiz oldu). Tabi eksik olan birşeyler hissedilince, “bu yemek beni kesmez” moduna girdim. Yanına bir de tarhana çorbası yaparım düşünceleriyle daldım mutfağa akşam. Yaparken en kötü şey, o mutfağı saran kokuyu içine çekmeniz ve o an sadece avcunuzu yalamanız. Benim için üzücü anlar, bu anlar.. Yemek yemeyi seven birine yapabilecek (hele de kendi tarafından) en kötü şey. Bu yüzden sanırım evde yemek yapmıyorum..
Kısacası; yaptım, yedim, çokta güzel olmuş, ellerime sağlık.
Son olarak, 1 saatte yediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. En güzel yanı sanırım (:
Bir gün, tarhana çorbası yaparken fotoğraflar çekip, sonra da yayınlayacağım sanırım..
Yorgunluk
24 Temmuz 2010 | Hiç Yorum Yok » gereksiz, öylesine
Salı gününden beri İstanbul’dayım. O kadar çok nefret ettim ki, anlatamam. Bu kadar sıcak bi şehir yok yahu. Öldüm bittim bi nev’i.
Konser bahanesiyle gidip kaldığım zamanlardı bu zamanlar ama o kadar çok bunaldım ki sıcaktan..
İnsan fuzuli hergün 4-5 gibi yattığı halde 8-9 gibi her gün uyanır mı bi sıcaktan. 11-12 civarı uyandığımı da saymıyorum ki, onlar da cabasıydı..
Çok sıkıcıydı çok..
Ankara’m, yazı bile güzel Ankara’m…








