Posts Tagged ‘denizli’
Geçen hafta üç günlüğüne tatile gitmiştim. Marmaris, Datça ve Bodrum üçgeninde, nefes alabileceğimiz bir kaçamaktı abimlerle yaptığımız. Bodrum’a kadar dinlendiriciydi, buna yazının sonlarına doğru değineceğim…
Zaman aktıkça sanırım deniz, yüzme gibi mevzularının bana göre olmaktan çıktığını anlıyorum. Zevkten çok, yorucu bir iş gibi olmaya başlıyor. Bu biraz da tatili kısa tutmanın etkisi, farkındayım. Yapı itibariyle, rahatsız bir ortamda barınıyorsam, o ortama alışana kadar, sıkıntı yaşıyorum. Yabanileşmek dediğimiz tabirse, burada meydana çıkıyor birazda. Yıl boyunca, insanlardan, yaptıklarından bunaldıkça, eve ve içime kapandıkça, insan içinde rahatsız olmaya başlıyorum. Bunun sıkıntısı da sosyalleşmeye çalışırken meydana çıkıyor..
Konuya dönmem gerekirse; Cumartesi sabah yola çıkıp, Marmaris’e doğru yol almaya başladık. Amacımız Gökova’da denize girip, orada güneşlenip vs. akşamüstü güzel bir balık yedikten sonra, Marmaris’e geçmekti. Geç kalmanın verdiği etkiyle, yer bulma sıkıntıları yaşasakta (çil yavrusu gibi doluşmuş herkes), sonunda denize girmeyi başardık. İlk kez gökovaya gitmiştim, denizin içinde yürüye yürüye dubalara varmak garip geldi açıkcası. Biraz vakit geçirdikten sonra, 2 gibi yemek yedikten sonra, şezlong bulup geçtik. Abim, abimin eşi ve ben olmak üzere üç kişi gidince, şezlong konusu da ayrı bir sıkıntı olmuştu. 4 tane alıp 3′ünü birleştirmek istediğimizde adam yapamayacağını söylüyordu. Bilmemne mezunu dersiniz ya, bu herif okul görmemiş bariz. Hala, o plaj kumlarında ev yapan tiplerden. Zeka yaşı 2 filan. Ben 4 tane parası verip 3 tanesine oturucam işte daha ne. İnsanlar ya para kazanmak istemiyor, ya da hakikaten gerizekalılar. Neyse. Gökova’dan ayrılırken dikkatimi çeken bir şeyi de paylaşayım. (daha fazla…)
Açıkcası, yine yemekten devam etmek istedim. Malum, yakından bilenler bilir, yemek konusunda boğazım güzel işler, haliyle de kilo olarak yansıyor, ister istemez.. Bu dertlerden müzdarip olsam da, yemek isteğim bazı yemeklere karşı engellenemiyor.
Bilmeyenler için belirteyim, Denizli’liyim. Denizi olmamasına rağmen, nispet yapar gibi adında deniz olmasına şahsen üzülmekle birlikte, deniz olsa orası nemden yaşanmaz düşüncesiyle bu üzüntümden vazgeçiyorum. Ankara’yı sevme nedenlerimden birisi bu açıkcası. Deniz merakım olmayınca, karmaşanın yaşanmadığı rahat bir şehir beni sevindiriyor. Ankara evet büyükşehir, karmaşa yok mu diyenlere ise; bir tek akşam trafiği zor oluyor, onu da arabam olmadığı için çok sallamıyorum açıkcası.. Yine konuyu dağıttığımı farkettim. kahperengi‘de de böyle oluyor maruz görün. Kafam çok dağılıyor.
Yemekler…. Gece’nin ikisinde bile insanın canı çekiyor aslında, dayanılmaz lezzet dedikleri böyle birşey (benim gibi dayanamayanlar için bu normal bi slogan). Ama tanıtacağım şey gece bulunmuyor malesef.. Eğer güzel bir yerde yiyecekseniz (ki Denizli içinden bahsediyorum) en geç 4′ten sonra bu işin ustaları kapatıyor (Bayramyeri’nde daha çok esnaf lokantası olduğu için, öğlen gidip yemek daha güzeldir), geriye kalan yerlerde yiyorsunuz da işte şöyle böyle..
Evet sevgili konuklar, bugün size anlatacağım yöresel ziyafetimiz; (daha fazla…)
Kimim Ben?
12 Temmuz 2010 | Hiç Yorum Yok » neden
Kısa Kısa paylaşmak gerekirse..
- 1988 yılında, Denizli’de doğup, büyümüş. Ankara’da yaşıyor.
- Şu an Bilkent Üniversitesi GSF / Grafik Tasarım bölümü öğrencisi.
- Fotoğraf çekmeyi seviyor.
- Yazı yazmayı seviyor;
Sonbahar tonlarında yazıları var, kendi sitesi kahperengi‘de.
Uzun uzun paylaşmak gerekirse.. Hakkımda sayfasında yer alıyor.








